Psikoloji, Sağlık | AlpAytekin

Skip to Content

category

Category: Psikoloji, Sağlık

Eşsiz insan beyni, davranışlar, bilinçaltı…

post

Savunma Mekanizmalarının Çeşitleri

SAVUNMA MEKANİZMALARININ ÇEŞİTLERİ

Freud savunma mekanizmalarından söz etmiştir. En önemli ve en sık kullanıldığını düşündüğü savunma mekanizması olarak repsesyondan öncelikle bahsetmiştir. Kızı Anna Freud, savunma mekanizmalarını kapsamlı bir şekilde ilk olarak “Benliğin Savunma Mekanizmaları” adlı çalışmasında tanımlamıştır.

 

Gelişim dönemlerinin her birinde farklı savunma mekanizmaları öncelikli olarak kullanılır. Örneğin anal dönemde reaksiyon formasyon mekanizmasıyla bağlantılı olarak anal uyaranlar ve zevkler karşısında utanç ve iğrenme duyguları gelişir. Savunma mekanizmaları narsisistik savunmalar, ilkel savunmalar, nevrotik savunmalar ve olgun savunmalar olmak üzere sınıflandırılabilir. Narsisistik savunmalar, gelişmişlik açısından derecelendirilecek olursa en ilkel savunma mekanizmalarıdır. Olgun mekanizmalar ise normal ve sağlıklı uyum mekanizmalarıdır. Bu gruplar arasında kesin bir sınır olmayıp geçişler vardır.

 

NARSİSİSTİK SAVUNMALAR

İnkâr (Denial): Gerçekliğin acı veren yönünün bilinçten uzaklaştırılması.

 

Represyon (Bastırma): Dürtü türevlerini ve duygulanımları bilinçten uzaklaştırırken, inkâr dış gerçekliğin görülmesine engel olur.

 

Çarpıtma (Ditortion): Ruhî ihtiyaçlara göre dış gerçeklik yeni bir şekil alır. Sanrısal büyüklük duygularının sürdürülmesini sağlamak için halüsinasyon gibi algı değişimleri ve megalomanik (büyüklük) sanrılar da çarpıtma kapsamında değerlendirilebilirler.

 

İlkel İdealizasyon: Dış nesneler bütünüyle iyi veya bütünüyle kötü olarak görülürler. Sıklıkla bütünüyle iyi nesne aynı zamanda omnipotent (her şeye kadir), ideal olarak; en kötü nesnenin kötü yanları tamamen kötü olarak büyültülür.

 

Yansıtma (Projeksiyon): İç dürtüler ve onların türevleri sanki dışarıdan geliyormuş gibi yansıtılır. Psikotik düzeyde yansıtmada dış gerçeklik hakkında, genellikle kötülük görme (perseküsyon) sanrıları şeklini alabilir. Yansıtılan dürtüler, kaynağını idden veya süperegodan alsa da yansıtma süreci içinde şekil değiştirirler.

 

Yansıtmalı Özdeşim: Kendiliğin istenmeyen tarafları diğer bir insana yansıtılır ve kişi kendisini karşısındakiyle aynı görür. Kendisine benzer duyguları karşısındakinin de yaşamasına neden olacak baskılı bir yanı vardır.

 

Bölünme (Splitting): Dış nesneler hep iyi-hep kötü olarak bölünürken, dış nesne hakkındaki düşünceler ve duygular hızla bir uçtan diğer uca değişebilir. Kişinin kendisi hakkındaki düşünceleri ve kendini algılayışındaki hızlı değişimler de bu sürece eşlik edebilir.

 

İLKEL SAVUNMALAR

Dışa Vurma (Acting Out): Bilinç dışı bir dürtü veya isteğe eşlik eden duygulanımı bilinç düzeyinde yaşamamak için, o dürtü veya isteği eyleme dökme.

 

Bloklama: Düşüncenin geçici bir süre için durdurulması. Represyona benzer. Farkı, bloklamada gerilimin oluşmasıdır.

 

Hipokondriazis: Yas, yalnızlık veya başkalarına karşı saldırgan duyguların ağrı, somatik hastalıklar ve nevrasteni olarak kendine yöneltilmesi. Hipokondriazis etkisiyle sorumluluktan kaçılır, suçluluk duygularından uzaklaşılır ve dürtülere karşı konulur.

 

İdentifikasyon (Özdeşim): Egonun gelişiminde önemli rolü olan identifikasyon bazı durumlarda savunma mekanizması olarak kullanılabilir. Sevilen bir objenin identifikasyonu o nesnenin gerçek veya hayali kaybı veya o nesneden ayrılma sonucu gelişecek bunaltı veya acıya karşı bir savunma mekanizmasıdır.

 

İçeatım (Introjection): Nesnenin bazı özelliklerinin içe alımıdır. Bir savunma mekanizması olarak kullanıldığında özne ve nesne arasındaki ayrımı engelleyebilir. Sevilen bir nesne içe atılarak onun kaybı veya ayrılığının getireceği acıdan kaçılır. Korkulan nesnenin içe atımıyla nesnenin agresif özellikleri kontrol altına alınmasına çalışılır.

 

Pasif Agresif Davranış: Diğerlerine yönelmiş agresyon kendisini pasiflik, mazoşizm olarak gösterir. Başarısızlık, ağırdan alma, kendisinden çok başkalarını etkileyen rahatsızlıklar şeklinde kendini gösterir.

 

Yansıtma (Projeksiyon): Kendi duygu ve isteklerini eşlik edilen kabuledilemez duygular nedeniyle başlarına atfetme ve kendisinde değilmiş, dışarıdan kendisine yöneltilmiş gibi algılanması.

 

Regresyon (Gerileme): İçinde bulunduğu gelişim dönemindeki gerilim veya çelişkiden kurtulmak için bir aşağı gelişim dönemine dönme. Bir miktar regresyonun rahatlama, uyku için gerekli olması nedeniyle normalde de görülür. Yaratıcılığın önemli bir unsuru olduğu düşünülmektedir.

 

Somatizasyon: Psişik dürtülerin vücuda yöneltilmesi ve bunaltıya psişik değil somatik (vücuda ait) yakınmalarla cevap verilmesi.

 

NEVROTİK SAVUNMALAR

Kontrol Etme: Anksiyeteyi azaltmak ve iç çatışmaları çözmek için çevredeki olayları veya nesneleri aşırı bir biçimde kontrol etme ve düzenleme çabası.

 

Yer değiştirme (Displacement): Bir dürtü veya duygunun ait olduğu nesne veya düşünceden başka bir nesne veya düşünceye döndürülmesi. Döndürüldüğü yerde dürtü veya duygu daha az bunaltı oluşturur.

 

Disosiyasyon (Çözülme): Duygularla baş edebilmek için kişisel kimlik duygusunun değişmesi. Kimlik, hafıza veya bilincin normal olarak gerçekleştirdiği bir araya getirme işlevlerindeki bozukluk veya değişiklik. Bunaltı yaratıcı durumdan uzaklaşma amacıyla bilinç durumunun değiştirilmesi.

 

Dışa atma (Eksternalizasyon): Yansıtmadan daha genel bir mekanizmadır. Kişinin kendi dürtüleri, duygu durumu, davranışları, düşünce biçimi ve kişiliğini dış dünyada ve dışardaki nesnelerde görme eğilimidir.

 

İnhibisyon: Dürtüler, süperego veya çevresel güçlerle çatışmasını azaltmak üzere bilinçli bir biçimde ego fonksiyonlarının sınırlandırılması.

 

Entellektüalizasyon (Düşünselleştirme): Duygulardan uzaklaşabilmek amacıyla entelektüel süreçlerin aşırı kullanımı. Dikkat dış gerçekliklere yoğunlaştırılarak iç duyguların ifadesinden kaçılır.

İzolasyon: Birlikte olan duygulanımın bastırılarak bir düşüncenin bölünmesidir. Sosyal izolasyon nesnelerle ilişkinin olmamasıdır.

 

Usa Vurma (Rasyonalizasyon): Başka türlü kabul edilemez olan tavır, davranış ve inançların mantıklı açıklamalar getirilerek sunulmasıdır.

 

Reaksiyon Formasyon (Karşıt tepki kurma): Kabul edilemez bir dürtü tam tersine çevrilir. Ego gelişiminin erken devrelerinden itibaren sık kullanılırsa bir karakter özelliğine dönüşür.

 

Bastırma (Represyon): Düşünce veya duygunun kişinin kendi isteğiyle olmadan bilinçten uzaklaştırılmasıdır. Birincil bastırmada düşünce veya duygular hiçbir zaman bilinç düzeyinde yaşanmamıştır. İkincil bastırmada ise bir zamanlar bilinçli olarak yaşanmış düşünce ve duygular bilinçaltına itilirler.

 

Diğerkâmlık (Altruism): Yapıcı ve ılımlı bir karşıt tepki kurma durumudur. Kişinin diğer insanların çıkar ve iyiliğini kendisininkilere tercih etmesidir.

 

Antisipasyon: Gelecekteki muhtemel tehlikeli ve sıkıntılı durumların oluşturacağı duygulanımların önceden gerçekçi bir şekilde beklenilmesi ve hazırlanılması.

 

Asceticism (Sofuluk, Çilecilik): Yaşantıların zevkli yanları dışlanır. Bazı zevklerin ahlaki açıdan değerlendirilmesi yapılır.

 

Hümor (Nükte): Katlanılması zor bir durumun, katlanılmasını kolaylaştıracak bir biçimde ele alınmasını, duygularını ve düşüncelerini açıklayabilmesini sağlar. Duygulanımdan uzaklaştıran bir çeşit yer değiştirmedir.

 

Sublimasyon (Yüceleştirme): Gerçekleştirilemeyen istek ve dürtülerin toplumsal olarak da kabul edilebilecek bir biçimde yönlendirilmesidir.

 

Supresyon: Bilinçli veya yarı bilinçli bir biçimde bilinç düzeyindeki bir dürtü veya çatışmanın ertelenmesidir. Rahatsızlığın farkına varılır; fakat azaltılmaya çalışılır.

post

Duygulara Göre Vücûdun His Haritası

his-harita
 
700 Kişilik katılımla yapılan bir araştırmada sevinç, korku, gurur, âşk gibi çeşitli duyguların insan vücûdundaki etkilerinin haritası çıkarılmıştır. İlgili haberin kaynağı buradadır: Body Atlas Reveals Where We Feel Happiness and Shame.
 
Bu haberin Türkçeye çevirisi aşağıdaki gibidir ve kaynağı buradadır: Vücut His Haritası, Duygularımızın Organlarla İlişkisini Ortaya Koyuyor!.
 
Gururla kabaran göğüsler ve baştan ayağa kadar hissedilen mutluluk… Bunlar, evrensel olarak geçerli oldukları gibi gerçek de olan hislerdir. Şimdi ise, onların bir atlasını çıkarmayı başardık.
 
Araştırmacılar uzun yıllardır duyguların bir dizi fizyolojik değişim ile bağlantılı olduğunu biliyorlardı: iş görüşmesine girecek gergin birinin terli ellerinden, gece dışarıda garip bir ses duyan birisinin hızla çarpmaya başlayan kalbine kadar… Ancak yeni bir araştırma, bireyin kültürü ya da dilinden bağımsız olarak, bazı duygusal durumların belirli vücut hisleriyle ilişkisini ortaya koyuyor.
 
Finlandiya, İsveç ve Tayvan’dan 700’den fazla kişinin katılımıyla yapılan araştırmada, belirli duygularla vücut hisleri arasındaki bağlantılar incelendi. Katılımcılara duygu yüklü sözcükler, videolar, yüz ifadeleri ve hikayeler gösterildi. Daha sonra, bu kişilerin bu materyali gördükten sonra vücutlarının nerelerinde değişim hissettikleri kendilerine soruldu. Sonrasında, bilgisayar tarafından yaratılan iki silüet üzerinde bunlar haritalandı. Bunlardan birinde vücutsal hisler, diğerinde ise hissin azaldığı bölgeler gösterildi. Katılımcılar, araştırmacılara çok geniş bir veri seti içerisinden, farklı duygulara ait olumlu veya olumsuz geri bildirimler verebildiler.
 
Araştırmacılar istatistiki olarak her bir test edilen duygunun (mutluluk, aşağılama ve aşk gibi), ayrı bölgelerdeki etkilerinin tutarlı olduğunu gösterdiler. Bundan sonra, araştırmacılar kontrol grupları kullanarak bazı dillerdeki önyargılı tanımlamaların bireylerin hislerine etkisi olma riskini ortadan kaldırdılar. Örneğin İngilizcedeki “soğuk ayak” kalıbının korku, emin olamama veya kararsızlık gibi durumları belirtmekte kullanılması gibi. Araştırma sonuçları, 30 Aralık 2013’te Proceedings of the National Academy of Sciences dergisinde yayımlandı.
 
Her ne kadar her bir duygu, belirli bir vücut hissi haritası yarattıysa da, araştırmacılar bazı bölgelerde çakışmalar tespit etti. Öfke ve korku gibi temel duygular, üst göğüs bölgesinde hissiyat artışına neden oldu; bunun muhtemel sebebi artan nabız ve nefes alıp verme oranıdır. Mutluluk ise tüm vücuttaki hissiyatın artmasına neden olan tek duygu olarak kayıtlara geçti.
 
Bu bulgular, araştırmacıların duyguları nasıl işlediğimize dair bilgilerini geliştirecektir. Farklı kültür ve dillerdeki farklılıklara rağmen, duyguların fiziksel hissiyata etkileri birçok farklı popülasyonda ortaktır. Araştırmacılar, bu vücutsal his haritalarının geliştirilmesinin ileride bir gün duygusal bozuklukları tespit edip tedavi etmekte avantaj sağlayacağını düşünmektedirler.
 
Evrim Ağacı Yorumu: Bu araştırma, özellikle de verilen vücutsal his haritası, gerçekten de çok ilginç ve evrimsel açıdan da öngörülebilecek sonuçlar vermektedir. Bu paylaşılan görseldeki hissiyat haritalarını, vücut sıcaklık haritalarına, dolayısıyla vücudun çeşitli duygular karşısındaki kan dağılımının değişimini gösteren haritalara benzetebiliriz. Örneğin öfke (anger), şaşkınlık (surprise) ve korku (fear) sırasında kanın hayati organlara (kalp ve beyne) çekilmesi, dolayısıyla buralarda hissiyat artışının yaşanması, vücudun evrimsel süreçteki en tipik ve en beklenen tepkilerinden birisidir (bkz: kaç ya da savaş tepkisi). Öfke sırasında kollar ve ayaklara, ancak özellikle kollara hücum eden kanı (dolayısıyla sıcaklığı) görebilirsiniz. Bu, öfkenin genellikle neden olacağı fiziksel mücadeleye vücudun hazırlığıdır. Aşkın (love) etkisi ise yine evrimsel açıdan tam da öngördüğümüz gibidir: aşk, sekse giden yolu garantilemek amacıyla evrimleşen bir bağlanma duygusudur. En azından evrimleşme nedenlerinden biri (ve muhtemelen başlıcası) budur. Tam da tahmin edileceği üzere, aşka neden olan görüntü ve bilgiler, sadece vücudun “cinsel reklam” alanlarını değil (kafa ve göğüs gibi), aynı zamanda vücudun cinsel bölgesini de çok ciddi bir şekilde uyarmaktadır. Tüm bunlar, karşı cinsiyete mesaj göndermeyi hedefleyen unsurlardır ve vücudun olası cinsel birleşmeye hazırlanma tepkisidir. Son olarak, utanma (shame), kıskançlık (envy), tiksinme (contempt), üzgünlük (sadness) gibi olumsuz duygularda ise vücudun nötre yakın kaldığı, hatta hissiyatın azaldığı ve vücudun ortamdan yok olmayı hedeflercesine soğuduğu görülür. Bunun nedeni de, kaçma ve saklanma tepkisidir ki bu tür duygular, genelde tüm hayvanlarda bu davranışı doğurur. Vücut, olabildiğince dikkat çekmeyecek bir yapıya bürünür ki bu, sıcak kanlı hayvanlar için vücut sıcaklığının genel olarak düşürülmesi ile gösterilir.

post

Üçüncü Hare/Dalga Deneyi ve Millîyetçilik

Millîyetçi ırkçılığın ve otoriter rejimlerin, insan tabiatından gelen sosyolojik bir ihtiyâç ve kânûn olduğunun birçok keskin kanıtından biri de, 1967 yılında Amerika’nın California şehrindeki Cubberley Lisesinde târih öğretmeni olan Ron Jones’in yaptığı “Üçüncü Dalga (veyâ Üçüncü Hare)” adlı deneydir. Deneyde disiplin, otorite, birlik-dirlik şuuru ve gururun, yükselmeğe ve gelişmeğe olan hızlı ve karârlı tesiri âdeta mâlûmun i’lânı edilmiştir. Üstünde millîyetçi tetkikler yapılması gerektiğine inandığımız bu deney, beyaz perdeye Dennis Gansel adlı bir Alman yönetmen tarafından ciddîyetsiz, yetersiz ve yazıda bahsedilen açıdan muaf olarak; yâni sakat şekilde aktarılmıştır. Bize göre bunun sebebi, apaçık ortada olan hakîkati gölgeleme çabasından başka bir şey değildir. Filmin yine de izlenmesi gerekir.
 
Deney hakkında mâlûmât:
 

Milgram Deneyi?yle benzer özellikler taşıyan bu deney, California, Palo Alto?da bulunan Cubberley Lisesi?nde, tarih dersi kapsamında gerçekleştirilmiştir. ?Nazi Almanyası? konusu kapsamında gerçekleştirilen uygulamanın amacı demokratik toplumların dahi faşizme meyilli olduklarını anlatmayı amaçlamış, ve aslında deneyin sahibi, tarih öğretmeni Ron Jones bir bakıma bunu kanıtlamıştır da.
 
Jones ilk gün bir kaç basit kural getirmiştir: Ders zili çalmasıyla birlikte öğrenciler 30 saniyede yerlerini alacak, söz almadan ve ayağa kalkmadan konuşmayacak, söz alırsa söyleyecekleri üç beş kelimeyi geçmeyecek ve her cümlelerinin sonunu ?Bay Jones? diye bitireceklerdir.
 
İkinci gün Jones mevcut sınıfın özel olduğunu belirtmiş, diğerlerinden ayırmış ve disiplinin sağlanmasından sorumlu kılmıştır. Onlara ?Üçüncü Dalga? adını veren Jones, bir okyanusun en güçlü dalgasının üçüncü dalga olduğu gibi sahte bir efsane uydurarak ismi anlamlandırmıştır. Bu gruba Nazi selamını öğreten Jones, bu grup öğrencilerinin sadece sınıfta değil, dışarıda dahi birbirlerini bu şekilde selamlamalarını emretmiştir. Öğrenciler bu kurala istisnasız uymuşlardır.
 
Üçüncü gün Jones  deneyin kapsamını büyüterek okula yaymıştır. Gün başında 30 öğrencilik sınıf, 13 katılımcıyla beraber 43?e yükselmiştir. Öğrencilerin hepsi derslerine hevesle sarılmaya başlamış, katılımlarında artış olmuştur. Ron Jones?un konuyla ilgili kendisinin kaleme almış olduğu makalede belirttiğine göre, kimi öğrenciler ?İlk defa adam akıllı bir şeyler öğrendiklerini? beyan etmişler ve hatta ?Bay Jones, niçin diğer konuları da bize böyle öğretmiyorsunuz?? şeklinde sitem etmişlerdir.
 
Kendilerine bir üye kartı düzenleyen öğrenciler, bir de logo tasarlayarak kurumsallaşmışlardır ve grup üyesi olmayan öğrencileri sınıfa sokmamışlardır. Yeni üye bulma koşul ve kurallarının da belirlendiği üçüncü günün sonunda toplam katılımcı sayısı 200?ü bulmuştur. Gün içerisinde bazı grup üyeleri diğer grup üyelerini kurallara uymadıkları gerekçesiyle jurnallemeye başlamışlardır.
 
Dördüncü gün Jones, öğrencilerin projeye haddinden fazla dahil olduklarını, disiplin kurallarına görülmemiş bir liyakatle bağlandıklarını farkedince, olayların kontrolden çıkacağını sezerek deneyi durdurmuştur ancak bunu yaparken, bu hareketin ulusal bir hareket olduğunu, ertesi gün, yani cuma günü başbakanlıktan bir açıklama yapılacağını belirterek yapmıştır. Ertesi gün vaat ettiği gibi sınıfa bir televizyon getiren Jones, bir kaç dakika karıncalı ekran izlettikten sonra gerçeği açıklamış, bunun Nazi Rejimi dersi kapsamında faşizmi anlatmak için yaptığını belirtmiş, hemen ardından bir Nazi belgeseli izleterek amacını doğrulamıştır.
 
Çocukların olayı velilerine söylemesinden sonra gerçekleşenler ilginçtir: Bir haham (konu Nazi Almanyası olduğunda yahudi olan ABD vatandaşları daha hassastırlar) velilerin kaygılarını iletmek için Jones?u aramışlardır. Jones amacını anlattıktan sonra haham velilerin kaygılarını giderme sözü vermiş hatta deneyin bir parçası olmuştur.
 
En nihayetinde deney sonlanmış ve deneyin okul yönetimince duyulmasından sonra Jones çalıştığı okuldan kovulmuştur ama kovulma gerekçesinin bu deney olduğu resmi olarak belirtilmemiştir .
 
Ron Jones?un Üçüncü Dalga deneyi, 2008 yılında Alman yapımı ?Die Welle? adlı filmde işlenerek beyaz perdeye aktarılmıştır.
 
Kaynak: “Tevfik Uyar, Yoldan Çıkan Psikoloji Deneyleri. Açıkbilim Dergisi s14, Aralık 2012

 
 
Deneyle ilgili Vikipedi maddesi: http://tr.wikipedia.org/wiki/%C3%9C%C3%A7%C3%BCnc%C3%BC_Hare
 
Deneyin beyaz perdeye aktarılması olan The Wave (Tehlikeli Oyun) filmini izlemek için: http://unutulmazfilmler.com/the-wave-tehlikeli-oyun.html

post

Limon ve Sarımsak ile Gelen Şifa

Umûmî ağda (internette) gezinirken buldum.

* * *

LİMON SUYU VE SARMISAK

FAYDALARI:
1- Tüm damar iltihaplarını (vasküler) tedavi ediyor, tıkanan damarları açıyor, damar sertliklerini ve hipertansiyonu önlüyor.

2- Kolesterol ve lipidi düşürüyor, zararlı yağların yakılmasını sağlıyor, kilo verdiriyor (bazal metabolizmayı hızlandırıp yağların yakılmasını sağladığı için iştahı açıyor.), vücuttaki şeker oranını dengeliyor, pankreasin yenilemesini sağlıyor.

3- Böbrek ve safra taşlarını eritiyor, idrar söktürüyor, vücuttaki şişkinliği yok ediyor ve dokularda ödem oluşmasını engelliyor.

4- Helycobeacter pylori adlı ülser mikrobunu öldürerek mide ve oniki parmak bağırsağı ülserinin kesin tedavisini
yapıyor.

5- Tüm romatizmal iltihabi önleyor, her tür romatizmal ağrıları dindiriyor, kireçlenmeyi önlüyor, eklem yüzeylerinin yenilenmesini sağlıyor ve her türlü ağrıyı kesiyor.

6- Beyin hücreleri ve tüm sinir sistemlerini yeniliyor, sinirdeki aksiyon potansiyelini düzenleyip ileri-refleks hızını artırıyor, felç ve inme riskini azaltıyor.

7- Vücudun bağışıklık sistemini son derece mükemmel hale getiriyor ve her türlü alerjiyi, özellikle de damarsal kökenli ve strese bağlı cilt alerjilerini kökünden engelliyor. Kanser oluşumlarına karşı tüm vücudu koruyor.

Ülkemizde ba’zı hekimler de bu karışımı öneriyorlar. Fakat kan inceltici ilaçları kullananlar ve düşük tansiyon sorunu olan kişiler, bu karışımı hekime danışmadan kullanmasınlar.

GEREKENLER:
2 Litre su verecek kadar tabiî (doğal) limon. Mümkünse bahçede yetişmiş, bilindik bir şey olsun.

2 Litre hiç su katılmamış sıkılmış saf limon suyu dedik.

40 diş soyulmuş ve ezilmiş sarımsak. Tabiî, bilindik olsun.

Ağzı sıkı kapanan 2 litrelik kavanoz veyâ 2 litrelik pet şişe.

Güneş ve gün ışığı görmemesi için, kabın dışına sarılacak alüminyum folyo.

HAZIRLANIŞI:
Limonların suyunu iyice sıkıp şişeye doldurun.

Soyulmuş 40 diş orta boy sarımsağı yıkamadan ezerek, limonun içine atım ve kapağı sıkıca kapatın.

25 gün boyunca normal-ılık bir yerde tutun ve her gün birkaç kez çalkalayın.

Yaklaşık 25 gün sonra sarımsakların limon suyunun içinde eridiğini göreceksiniz. Eğer erimezse 1-2 gün daha devâm edin.

KULLANIMI:
25 gün sonra hazır duruma gelen karışımdan her sabah kahvaltıdan yarım saat önce yarım çay bardağı için. Bunu her gün düzenli olarak ve mümkünse aynı saatte yapın. Bu karışımın içine asla başka bir madde (şeker, tuz, tatlandırıcı vs.) katmayın.

post

Depresyonun Belirtileri

Depresyon davranışsal, duygusal, zihinsel, ve bedensel bazı belirtilerle kendisini ortaya koyan bir rahatsızlıktır.

En belirgin özelliği ise, kişinin çökkün bir ruh haline bürünmesi ve ilgi ve zevk almada belirgin azalma göstermesidir.

Depresyondaki bir kişi duygusal açıdan kendini mutsuz, umutsuz ve karamsar olarak kendini ifade eder.Kişi kendini hüzünlü ve yalnız hisseder Depresyondaki bir kişi eskiden isteyerek ve belki severek yaptığı günlük işleri bile yapamaz hale gelebilir,  yataktan çıkmak istemeyebilir. Sorumluluklarını yerine getiremeyebilir.

Kendisine ve çevresine ilgisi azalmıştır. Kişi aynı zamanda zihnindeki bir takım nedenlerden dolayı yoğun suçluluk duyguları  yaşıyor olabilir. Genellikle iç sıkıntısı, daralma, huzursuzluk ile birlikte gözlenmektedir. Bazen kişi kendisinin tüm duygularını yitirmiş gibi hissedebilir.  Depresyon zihinsel faaliyetleri de etkileyen bir duygu durum bozuklugudur. Zihinsel belirtiler arasında, dikkat toplamada güçlük çekme ve unutkanlık ve dalgınlık hali vardır.

Depresyon kişinin davranışlarını da etkiler. Bu yüzden bu kişilerin, enerji seviyesinde bir düşüş gözlemlenebilir.Buna bağlı ortaya çıkan halsizlik, hareketlerde yavaşlama sık rastlanan bir olgudur.  Aynı zamanda Kişi bu dönemde içine kapanır, sosyal ilişkilerden kaçınır, yalnız kalmayı tercih eder,  Bu tip vakalarda cinsel ilgi ve istekte de belirgin azalma olur. İştah belirgin bir şekilde azalır veya tam tersiolan çok fazla yeme eğilimi olabilir. Sık görülen belirtilerden biri de uykusuzluktur. Uykuya dalamama, uykunun sık sık bölünmesi veya sabah çok erken uyanma şeklinde sorunlar yaşanabilir.

Bazı kişilerde aşırı uyuma eğilimi olabilir.  Bu kişiler çok uyumalarına rağmen dinlenmiş olarak uyanmazlar. Bütün bunlara ek olarak, fiziksel ağrılar da bu rahatsızlıkda baş gösterebilir.  Kişinin depresyon tanısı alması için tüm bu belirtilerin en az iki hafta sürekli olarak devam etmesi ve fonksyonelliğin bozulması gerekmektedir.  Kişiler çok farklı sebeplerden dolayı depresyona yaşayabilirler. Bunlara örnek olarak; bir yakının kaybı,ayrılık,iş kaybı,aile sorunları, maddi nedenler gösterilebilir. Bazı durumlarda ise biyolojik rahatsızlıklar kişiyi depresyona sokabilir. (Hipotiroid, şeker vs.)

En önemli nokta ise, uygun bir tedavi oluşturulmasıdır. Tedaviler kişilere göre çeşitlilik göstermektedir ancak bilimsel veriler göstermektedir ki; en uygun tedavi ilaç tedavisi ve psikoterapinin birleşimidir. Psikoterapi hastalığın tekrar etmemesinde büyük rol oynamaktadır.

Uzm. Psk. Merve MAMACI